AÇIKLAYA(BİLİRİM)

Yazar  |  Yorum Yok
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Biz kadınların günümüzde en çok duyduğu sözlerden biri. Açıklayabilirim.. Kadınsanız hayatınız boyu bu sözü duyup karşılığında hiç bir açıklama alamamaya and içmişsiniz demektir. Bu kelime neredeyse hayatımızın bütünü kapsar.İşte, aşkta,arkadaşlıkta..Gizli bir bilirim içeren bu cümle hayatımızın neredeyse bütününü almış durumda. Peki neden sürekli açıklanılabilir ucu açık durumlarla karşı karşıya kalıyoruz?içine sıkıştırılmış gizli bir mesaj mı var gözden kaçırdığımız.?

        Konuya açıklayabilirim ile giriş yapan erkek muhakkak açıklayamacağı ama bildiği bir şeyler yapmıştır.
Açıklaya(Bilirim).. Seni aldattım ama açıklaya(bilirim), oraya neden gittiğimi açıklaya(bilirim), terfiyi neden onun aldığını açıklaya(bilirim). Kabul etmeniz gereken şey açıklıma değil karşı tarafın bildiğidir. Herkes her şeyi ne ara bu kadar bilir oldu? Bu bilmişlik oyunu ne zaman başladı? Bilirim demeye hayatta ne zaman başladık? Ve gerçekten biliyor muyuz? Yoksa bilmediklerimizi örtmenin en kolay yolu bu mu? Bilirim deyip konuyu kapatmak ve bildiğinizi belirten bir kaç doneyle ya da bahaneyle işin içinden sıyrılmak. Bu yalanı kendimize mi yoksa çevremize mi söylüyoruz?

i

 

Açıklayabilirimli cümlelerin sonu genel olarak ağlama krizi. Marketlere çikolata satışlarında rekor yaptırabilecek güçte bu krizlerde hayıflanmamız gereken nokta öğün olarak sadece çikolatayı tercih etmemiz ve aldığımız kilolarımız mı? Yoksa göz pınarlarımızı kurutabilecek denli bir kasırgadan ağır yaralı olarak ayrılmamız mı?

 

 

          Her kadın hayatında en az bir defa aldatılmış ve sonunda bu cümleye maruz kalmıştır. Neden  bunu duyup duruyoruz? Sorun bizde mi? Yoksa erkek seçimlerimizde mi?  Peki neden yanlış erkekler? Doğru insan gerçekten var mıdır? Yoksa bu küçükken eskilerin aşklarına inanmamız için bize uydurulan bir masal mı? O eski aşklar nereye kayboldu? Günümüzde duygular içten şekilde yaşanamıyor mu? Yoksa böyle düşünenler olarak tuhaf ütopik bir dünyada mı yaşıyoruz? Doğru erkek bir hayali arkadaştan mı ibaret?.. Peki ya bizim doğrularımız yanlışsa? Ya da birlikteliklere yanlış bir açıdan bakıyorsak?

          Çağımızın veba hastalığı yalan son zamanlarda neden gereğinden fazla popüler hale getirilip her yere sokuşturuldu? İnsanoğlu olarak doyumsuzluğumuzun kanıtı sayılabilir mi? Teknolojiyle birlikte hayatımıza gelen kolaylık acaba bir o kadar da bizi hayatımızdan uzaklaştırmış olabilir mi? Günümüzde ilişiklerin başlama ve bitiş noktası genel olarak sosyal ağlar. Artık herkes kimin, kiminle, nerede, ne yaptığından haberdar. Bu insansal bir ego savaşı haline dönüştü. Sosyetik mekanlarda check in ve fotoğraf yarışının yanı sıra ilişkilerimizi de bütünüyle ele geçirmiş durumda. Erkek arkadaşlarla gidilen kafeler, atılan fotoğraflar, süslü yorumlar artık bir ilişkinin olmazsa olmazı haline gelmiş durumda. Bir fotoğraf ne kadar güzel ve altında ne kadar çok özenilen yorum atılıyorsa ilişkinin başarılılığı bunu doğru orantıda takip ediyor. Sahi bir ilişkinin ölçütü ne zamandan beri insanların ne düşündüğünü bütünüyle kapsar oldu? İlişkilerimizin bütünüyle sorunu bize kimin neyi nasıl yapmamız gerektiğini söylemelerine kulak asmamız olabilir mi? Belkide olay sadece içinizden gelen sesin size ne dediğine kulak vermektir. Yolculuk bu.. Bazen engebeli, bazen sert rüzgarlarla geçebilir. İlk engelde bizi yürümekten vazgeçirip şimdi ne yapmalıyım dedirten şey ne? Kötü deneyimlerimizden bize yadigar kalan güvenmeme hissi mi? Yoksa doğru kişi olmadığını anlayıp yola devam etmek istemediğimiz halde birilerine beni itele diye içten bir haykırışımız mı? Beni itele; çünkü yoruldum, sonu aynı olacak ama yalnız kalamam beni itele! Belkide çağımızın sorunu yalnız neler yapabileceğinin farkına ve tadına varmadan hayatı bir kişiyle paylaşma ve yalnız ölmemek için çabalamasıdır. Küçüklüğümüzden beri hayatı hep bir şeylere bağlı yaşayarak özgürlüğü yeteri kadar hakketmedik mi? Yalnız kalmaktan neden bu kadar korkarız?

        Doğru erkeği bulma yolunda yaptığımız yanlış seçimlerin tek sebebi kendimizin ne kadar önemli olduğunu unutup birinin hatırlatmasını beklemektir. Bana ihtiyacın yok cümlesi neden içimizde fırtınalara sebep olur? İlişkinin bir ihtiyaç değil, duygu yoğunluğu olduğu gerçeğini ne zaman unuttuk? Birinin farklı olduğuna inanıp o farklıyı bulma yolunda kendimizi bu kadar yıpratmaya gerek var mı? İçlerindeki o farkı olan sizi er ya da geç kendisi bulamaz mı? Neden başında her şey güzel olan ilişkilerimizin çoğu benzer sonlarla bitiyor. Ve karşımıza çıkan bu üç beş insan bizim erkeklerin tümüyle aynı dedirtiyor. Madem aynılar bu sürekli arayış halimiz neden o halde? En son ne zaman gerçekten yalnızdınız? Her ilişkiyi bir öncekinin gölgesinde yaşamaktan kaynaklanan en büyük sorunumuz sadece isimlerin değişip başımıza gelen şeylerin aynı oluşu. Belki de hayatta biraz durup dinlenmek gereklidir. Bir gün doğumunu izlemek, yalnız başına yürüyebilmek. Birine ihtiyacımız olmadığını kabul edip hayatımızda hakkettiğimiz gibi baş rolü kendimize vermek. Size kapılarınızı kapatın demiyorum. Sadece o kapıyı açanın ve istediği an istediğini dışına atabilecek gücün sizde olduğunu unutmayın. O sizin kapınız!  Sizi bilmiyorum ama benim bavulum bu yoldaki kalp kırıklıklarıma yetecek kadar büyük değil. Küçük bir el çantasıyla yaşıyor ve bunu daha büyüğüyle değiştirmeyi istemiyorum. Ve tek ihtiyacımız durup biraz dinlenmek, ne kadar değerli olduğumuzu kendimize hatırlatmak. Yalnız bir yemek yerken maruz kaldığımız bakışların tek sebebi insanların tahammülü zor ilişki ve arkadaşlıklarını sürdürme çabasındayken, sizin yemeğinizi yerken dışarıya fışkıran özgürlük kokunuzdur. Doğru tercih kendimiziz ve geriye kalan doğru insanlar bize gelmesi gerekenler.. Bırakalım da dışımızdaki doğrular bizi bulsun. Hayat kaçma kovalamaca oyunu için çok kısa ve artık oyunların bizi incitmediği masum yaşlarda değiliz..

          Hayat bazen kötü bir şakadır ama iyi bir espri anlayışına sahip olup şaka yapma sırasını çalmanız için her şey sizde var. Bol şakalı günlere..

Ayça Yurttaarslan
Ayça Yurttaarslan

Latest posts by Ayça Yurttaarslan (see all)

Bir Cevap Yazın